Sunday, 1 August 2010

Acısıyla, tatlısıyla askerlik bitti sonunda. Ben de tecrübelerimi bu bloga yazarak sonraki dövizli askerlik hizmeti yapacak arkadaşlara biraz yardımcı olmaya çalışayım dedim. Burada yazanlar benim şahsi izlenimlerim ve tecrübelerim olduğu için başka yerlerde duyacaklarınızdan farklı olacaktır. En güzeli biraz kafa yorup kendi adınıza neyin daha iyi olacağına karar vermek. Elimden geldiği kadar objektif ve eğlenceli yazdım. Umarım faydalı olur.

Dövizli askerlik hizmetinden yararlanmak için prosedürel bir sürü detay var. Bu konularda referansınız her zaman ASAL olsun. Kesinlikle kulaktan dolma bilgilerle hareket etmeyin ve kafanıza takılan şeyleri konsolosluğunuza sorun. Gitmek istediğiniz dönemden beş ay önce felan işlemlerinize başlarsanız iyi olur.

1. Genel İzlenimler

Yirmibir gün askerlik nedir, düşünmeye bile değmez diyorsanız ve askere gitmek üzereyseniz durun bir düşünün derim. Yoksa hayatınızın en uzun üç haftasını geçirirsiniz. Ben askerliği Temmuz 2010 döneminde, Antalya'da yaptım. Dolayısıyla yazacaklarım Burdur için belki de çok geçerli değildir. Orasına siz karar verin. Genel olarak diyebilirim ki, tatil amacıyla gitmeyin, büyük hüsrana uğrarsınız. Çok fazla zor birşey yok. Genel olarak sabır ve itaat sizden beklenen. Bir de, gittiğiniz dönemin hava şartları sizi biraz yıpratabilir. Mutlu bir askerlik yapmak istiyorsanız size söyleneni yapın ve sorgulamayın. Kaytarmayın ve eğlenmeye çalışın. Somurtarak ve şikayet ederek bir yere varamazsınız.

Dövizli askerlik yapan erlere karşı kötü davranan bir komutan görmedim ben. Zaten gelenler yaşını başını almış adamlar olduğu için, kimse sizden rambo kıvamında bir asker olmanızı beklemiyor. Eğitimdeki amaç, temel askerlik bilgisi vermek. Yapılan çok fazla birşey yok. İlk hafta, yemin töreni için hazırlıkla geçiyor. Eşyalarınızı alıyorsunuz. Yürüme, sıraya geçme, selam verme, sağa sola dönme gibi temel şeyleri yapıyorsunuz bütün hafta. Bir de tören provaları oluyor. Bu eğitimin miktarı da aslında size kalmış. Düzgün yürürseniz, az yürütürler. Yoksa rap rap yürürsünüz bir hafta. Yemin töreninden sonra hafta sonu izni var. Size tavsiyem, kendinizi çok yormayın izin esnasında. Hastalıklar hep izinden sonra başladı. Millet güneşte deli danalar gibi gezip hasta oldu. Sonra da herkese bulaştırdı.

İkinci hafta mekanik eğitim haftası. Silah söküp takma, silah temizleme, atış eğitimi ve atışlarla geçiyor hafta. Öyle atla deve birşey yok. Üç tane mermi atıyorsunuz. Üçüncü hafta genelde birşey olmuyor. Konferanslar felan var. Terhis töreninden sonra da sivil eşyalarınızı alıyorsunuz ve olay bitiyor.

Askerde çok farklı insanlar göreceksiniz. Kültür ve eğitim bakımından çok geniş bir yelpaze var. Çok anlayışlı, hoş sohbet insanlar da oluyor, yontulmamış odunlar da. İlk birkaç gün insanları gözlemlemek çok önemli. Mümkün olduğu kadar takımınızdaki insanları tanımaya çalışın ama şaka felan yapacaksanız kesinlikle çok ölçülü olun. Ortam zaten gergin olduğu için ve bazı insanların sizin şaka yaptığınızı anlayacak kapasitesi olmadığı için (hakaret değil bu, cidden öyle) sürtüşmeler olabiliyor. Zaten ortamda sadece erkekler olduğu için, bir şekilde herkes kendisinin ne kadar haşin ve güçlü olduğunu göstermeye çalışıyor. İnsan evladının bu en ilkel psikoljik zaafı, askerlikteki en büyük problem. Sık sık, saçma sapan şeyler için kavga ya da ağız dalaşı oluyor. Kavgaların genel nedenleri şöyle.

  • Dozunda olmayan espiri.
  • Arkadaşlarına şunu yap, bunu yap diye emir kipiyle konuşanlar. Bu çok sıkıntı. Eğitimdesiniz mesela. Yürüyorsunuz. Bir tanesi bağırıyor arkadan şöyle yapın, böyle yapın diye. Arkadaşlar, askerlik sırasında ersiniz. Bunun bilincinde olun. Kimseye iyilik olsun diye dahi şöyle yap demeyin. Çok sinir edici oluyor ve çok kavga çıktı bu yüzden.
  • Nöbet. Geceleri koridor ve koğuşta nöbet tutuluyor. Bazı kansızlar nöbet tutmayıp düzeni bozuyorlar. Bu tür adamlar sizde de olacaktır. İlk günden manga başlarınıza söyleyin ve nöbet çizelgesi yapın. Her nöbet tutan imza atarsa kim kaytarmış belli olur.
  • Mıntıka temizliği. Nöbetten kaytaran kansızlar genelde mıntıkadan da kaytarma eğiliminde oluyorlar. Şeref ve haysiyetten yoksun bu arkadaşlarımız, siz orda çöp toplarken bir köşeye gidip sigara içerler genelde. Bence bu adamlara kişisel olarak müdahale etmek yerine takım komutanınıza bildirin.

Temzilik olayı herkesin merak ettiği bir konudur büyük ihtimal. Malesef tuvalet ve banyolar, askerler kötü kullandığı için çok temiz değil. Günlük temizlik yapılıyor ve mümkün olduğu kadar temiz tutulmaya çalışılıyor ama 30 yaşına gelmiş insanlar tuvalet kullanmayı bilmiyorsa, askerlerin de yapacağı birşey yok. Arkanızdan koşup temizlik yapamazlar sonuçta. O kadar adamın arasında bir iki tane pis adam bile yetiyor malesef istenmeyen görüntüler çıkmasına. Ama yineliyorum. Askeriye elinden gelenin en iyisini yapıyor bu konuda.

Çok fazla sigara içen insan var. Tozla birleşen duman insanı perişan ediyor. İki hafta oldu askerlik biteli, hala iyileşemedim ben. Koğuşta sigara içirtmeyin. Sigaralı ortamdan mümkün olduğunca uzak durun.

1.1 Burdur'a İniş

Burdur küçük bir şehir olduğu için gidince nereye gitsem, ne yapsam gibi bir probleminiz olmaz. Otogara iner inmez büyük bir seyyar satıcı güruhu sizi karşılayacaktır. Gerçekten ihtiyacınız olan birşey varsa alın ama önce burada yazan ihtiyacınız olacak şeyler konusunu bir okuyun bence. Otogardan nizamiyeye gitmek çok kolay. Otogardan çıkınca kaldırımın üzerine boyanmış ayak izleri göreceksiniz. Onları takip ederseniz on beş dakikalık bir yürüyüşün sonunda nizamiyeye varırsınız. Askerlik şubesine gitmenize gerek yok. Direk kışlaya gidin. Yemek felan yemek isterseniz önce fiyatını sorun ki tatsızlık çıkmasın. Burdur'da fazla kalmadım ama muhattab olduğum esnaflar gayet dürüst insanlardı. Türkiye fiyatlarına alışık olmayan arkadaşlar belki fiyatları yadırgayabilirler. Hava güzelse ve biraz zaman öldürmek istiyorsanız şehrin ortasında güzel bir park var. Lokanta olarak çok fazla bir alternatif yok zaten. Güzel görünen bir tanesine girin derim.

1.2 Antalya mı Burdur mu

Burdur’da bulunmadığım için nasıldır bilmiyorum ama şehir olarak Burdur çok küçük. Gezilecek yer fazla yok. Antalya’da sadece çarşıda bir tur atsanız zaman geçiyor. Denize gitme imkanı var. Turistik yer sonuçta. Antalya’da eğitim biraz daha sıkı diyor insanlar ama bence sıcaktan başka bir problem yoktu. Bir de bizim dönemde internet erişimi yoktu. Komutanlar gayet ağırbaşlı ve anlayışlı davrandılar. Tugay komutanı bizzat erlerle görüşüyordu. Tugay komutan yardımcısı da benzer şekilde sorunlarımızı dinliyor ve bizimle zaman geçiriyordu. Tabur komutanımız biraz sert ama bizi düşünen bir insandı. Disiplinli bir yer, ondan şüpheniz olmasın ama dahtelere çok salakça birşey yapmadıkları müddetçe bağırıp çağıran yok. Koğuşlar 70 kişi kapasiteli ama 50 kişi kalıyor. Şikayetçi insanlar vardı ama bence sorun koğuşlar değil koridorlar. Dolaplar iki katlı. Yani iki kişi aynı hizadaki dolabı kullanmak durumunda. Koridor zaten dar. Bir de bu iki katlı dolap olayı olunca giyinip soyunmak çok zor oluyor. Ayrıca koridorlar çok havasız oluyor. Koğuşların havalandırması iyi bence. Bizde bir klima iki tane de pervane vardı. Otel değil sonuçta orası. Zaten tatil yapmaya gidiyorum kafasıyla giderseniz ayvayı yersiniz, demedi demeyin. Yemek olarak Antalya çok daha iyi diyordu komutanlar. Ben Burdur’da sadece bir defa öğlen yemeği yedim. Antalya’da yediklerim çok daha lezzetliydi.

2. Götürülmesi Gerekenler

Bazı forumlarda hiçbirşey götürmeye gerek yok gibi şeyler okumuş olabilirsiniz. Kantinde malzemeler dışarıdan pahalı ve ilk gün alışveriş yapma fırsatınız olacağının garantisi yok. İkinci gün traş olmuş bir şekilde içtimaya katılmanız beklenir. Götürüp götürmemek size kalmış ama komutana da artık ben forumda okumuştum felan dersiniz.

Götüreceğiniz eşyaları abartmayın. Çamaşır yıkama şansınız yok ama musluğun altına sokup bir donu yıkamaktan da aciz değilsiniz heralde. 21 çift çamaşır alıp hergün çöpe atarak israf etmeyin derim. Aşağıda yazdıklarımı okuyun, kafanıza yatmazsa yine alıp alıp atarsınız.

- Traş Takımı: Dediğim gib, bu en önemlisi. Bu arada, yaprak jilet yasak. Elektrikli traş makinası kullanan arkadaşlar vardı ama azınlıktaydılar. Normalde kolonya yasak ama içeride satılıyor. Jilet, traş köpüğü ve traş sonrası krem işinizi görecektir.

- Diş Bakım Malzemeleri: Diş fırçası ve diş macunu götürmeyi ihmal etmeyin. Orada fırça ve macun veriyorlar ama çok uyduruk.

-Banyo Havlusu: Beyaz bir havlu verdiler bize ama yüz havlusu büyüklüğündeydi. Biraz daha büyük bir havlu götürmenizde fayda var. Renk önemli değil aslında ama koyu mavi götürün yine de. Antalya’da havlular gayet renkliydi. Dolabınız düzenli olduktan sonra kimse birşey demiyor. Ama havluyu ranzaya asıp eğitime giderseniz bir daha zor görürsünüz o havluyu.

-Şampuan: Bu da kantinde var ama dışarıya göre pahalı. Ayrıca, her marka şampuan bulamayabilirsiniz kantinde.

-Şort: Yarı transparan bir şorta 7.5 lira veren bir insan olarak size tavsiyem kapri tarzı bir şort götürün. Neden kapri derseniz de, bazı nöbetçi astsubaylar şortun çok kısa olduğuna kanaat getirip yatak istirahatinde olduğunuz zaman sizi yemeğe almayabilir.

-Terlik: Tabanı yüksek, suya ve sıcağa dayanıklı bir terlik şart. Parmak arası terlik götürmeyin. Ortam zaten pis. Askerler de kıl oluyor parmak arası terliğe. Hem laf işitmemek, hem de mantar felan kapmamak için adam gibi bir terlik götürün. Zaten parmak arası terlik nedir lan...

-Cüzdan: Paranızı taşımak için boyuna asılabilen, teri emip paralarınızı hoşafa çevirmeyecek bir cüzdan alın. Pasaportları zaten topluyorlar. Onun için kafam kadar cüzdan alıp kendinizi yıpratmayın.

-Sıvı Sabun: Tuvaletlerde her zaman sabun olmuyor. Bazı arkadaşlar sabunları çamaşır yıkamak için kullandıklarından, sabunlar bitiyor haliyle. Alacağınız mikrop seviyesini biraz olsun azaltmak adına küçük bir şişede sıvı sabun taşımakta fayda var.

-Tuvalet Kağıdı: Normalde tuvaletlerde tuvalet kağıdına rastlamak mümkün ama medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarı fazla görmemiş bazı arkadaşların tuvaletleri kullanım şekilleri yüzünden bu kağıtlar kısa sürede tükeniyor. Bir rulo tuvalet kağıdı götürün, dua edeceksiniz bana.

-Bot Kilidi: Kimse botunuzu çalmaz korkmayın, ama botunuz karışmasın diye kilit takın. Dolabını karıştıran adam gördüm orda. Eleman yanlış dolabı açıyor, sonra da eşyalarım çalınmış diye feryet ediyor. Böyle heyecanlı kardeşlerimiz bazen botları da karıştırıyor. Botlarınızı boyalı felan bulursanız şaşırmayın. Karikatür gibi adamlar olacak orada.

-Atlet: Üç adet haki renkli uzun kollu atlet işinizi görecektir. Eğitimde askılı atlet giymek yasak olduğu için uzun kollu alın. Her gece, o gün giydiğiniz atleti yıkayıp gece boyu kurutabilirsiniz. En geç iki gecede kuruyup giyilecek duruma gelir. Alıp alıp atmayın. Hem israf, hem günah.

-Don ve çorap: Atlet gibi, bunlardan da üç adet götürmeniz yeterli. Donun rengi önemli değil ama slip don almayın. Pişik olur sürünürsünüz. Çorapların uzun bot çorabı olmasına dikkat edin. Gittiğiniz mevsime göre de çorabın kalın ya da ince olması önemli. Çorabı kesinlikle siyah alın ki botun üzerine katlayabilesiniz.

-Güneş Kremi: Ben amele yanığı severim diyorsanız ayrı ama yanınızda güneş kremi götürmenizi tavsiye ederim. Özellikle gittiğiniz gün güneşte çok bekleyeceksiniz. Ona göre önleminizi alın.

-İlaç: Normalde ilaç sokmak yasak ama öksürük, faranjit, burun akıntısı ve boğaz ağrısı için birşeyler almanızda fayda var. Revir kısmında da değindiğim gibi, hasta olacaksınız ve ilaç bulamayacaksınız. Hiç değilse yara bandı götürün.

-Tırnak Makası: Özellikle silah söküp takarken tırnağınızın kısa olmasına dikkat edin.

-Telefon Kartı: PTT’ye gidip alın bir iki tane telefon kartı. Daha ucuza gelir.

-Tavsiye Edilen Diğer Malzemeler: Bir de diğer forumlarda felan arkadaşların tavsiye ettiği fantastik nesneler var ki kullanmadım ve gerek de görmedim. Ben yine de yazayım da sonra keşke alaymışım demeyin.

Kulak tıkacı, horlama, öksürük ve bilimum ses kaynağına karşı etkili olacaktır. Şahsen uyku problemim olmadığı için tıkaca ihtiyacım olmadı ama atışlar esnasında tıkaç olsa kullanırdım.

Tabanlık denilen birşeyden bahsediyor bazı arkadaşlar. Kullanmadım, ne olduğunu bilmem, ihtiyacım da olmadı. Önceden kullandığınız birşeyse götürün ama hiç bilmediğiniz birşeyse bir de onunla sakatlamayın kendinizi.

Hastalık kapmamak için maske takan arkadaşlar vardı. Gerçi onlar da hasta oldu ama olsun, karizma yaparsınız belki. Hastalık zaten tozda eğitim yapmaktan oluyor. O esnada da maske felan taktırmazlar size.

Çöp toplayacaksınız. Titiz bir insansanız plastik eldiven alın ki daha verimli toplayabilesiniz.

2. Götürülmemesi Gerekenler

-Elektronik Eşya: Telefondur, hafıza kartıdır, bilgisayardır, yasak böyle şeyler. İlk gün senet karşılığı alınıyor ve son gün veriliyor. İsterseniz içeri sokarsınız ama hiç tavsiye etmem. Yok ben askerlikte kariyer yapıcam diyorsanız o ayrı. Zaten dolapları kapatmak yasak. İçeri soksanız bile iki günde çalınır.

-Kesici ve Delici Aletler: Burası çok önemli. Sakın ama sakın öyle birşey götürmeyin. Sinirlerin çok gergin olduğu bir ortam. Birisi intahar felan eder, kavga felan çıkar, kabak size patlar. Kesecek birşey yok orda. Olursa da kesip verirler, tasalanmayın.

-Alkol ve Uyuşturucu: Yazmaya bile gerek yok. Çarşı izinlerinden de sakın ha sarhoş dönmeyin. Kolonya da yasak, ona göre.

-Yiyecek: Kural gayet açık. Dışarıdan yemek getirip zehirlenip insanların başına iş açmamanız için yemek götürmek yasak. Kantinden alın ne istiyorsanız. Yemekler de güzel zaten.

-Onaylanmayan Kitap: Onaylanmayan kitap da ne ki lan diyorsunuz heralde. Ben de bilmiyorum. Onun için kitap götürmeyin siz. İnsanlarla konuşun. Yatın, bitiniz pireniz dinlensin. Geceleri zaten ışık kapanır. Olur da kitap götürürseniz içtimada felan okumaya kalkmayın, benden söylemesi.

-İlaç: İlaç olayı biraz karışık. Düzenli olarak aldığınız ilaç varsa revirciye verin diyicem ama eleman bazen nöbete gittiği için durumunuzu kesin bir dille bildirin. Bu tür ilaçları zuladan sokmaya çalışmayın ki atılma durumları olmasın. Çok mağdur olursunuz. Onun haricinde ufak tefek ilaçlar problem olmaz ama ecza deposu gibi de gitmeyin. Boğazınız için birşeler kesin alın. Hasta olacaksınız.

3. Oradan Alınacaklar

Normalde er, her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılanan askerdir ama bize palaska ve kemer dahi vermediler. Size verilmeyen ama dolabınızda olması gereken eşyalar var. Teknik olarak, bu eşyaları oradan almanız gerekiyor demek. Bir adet demir askı, naylon elbise kılıfı, temiz çamaşır torbası, kirli çamaşır torbası, nefte, traş çantası, ayakkabı boyası, bayrak, palaska ve kemer. Ayrıca, bize kışlık şapka verdiler ve çoğu insan yazlık şapka aldı. Bunların içinde olduğu bir torbayı yirmi liraya satıyorlar ama palaska ve kemeri ayrıca aldık. Şort götürmediyseniz bir de şort alın. Gece rahat edersiniz.

4. Önemli İpuçları

-Lens: Lens takan birisini gördüm ama genel olarak lens tavsiye etmem. Çok fazla toz var. Şaka yapmıyorum, kör olursunuz. Paşa paşa gözlüğünüzü götürün.

-Botlar: Bot olayı çok önemli. Kötü bir bota düşerseniz askerliğiniz zehir olur. Botları almadan önce numaranızı öğrenmeniz için ayağınızı birkaç bota sokuyorsunuz. Buradan alacağınız numara size referens olacak ama sakın o numarayı alıp denemeden gitmeyin. Normal ayakkabı numaranızdan başlayıp ayağınızı en az üç bota sokun. Hangisi en rahat ise onu tercih edin. Botun biraz geniş olması çok önemli. İlk günden sonra ayağınız toynak kıvamına gelip şişeceği için, geniş bot her zaman iyidir. Çok geniş de almayın ama. Diyelim ki bot numaranız 43 çıktı (bu numara normalde giydiğiniz numaradan farklı olur, şaşırmayın). Gidip 43 numara bir bot alın. Giymeden önce elinizle botu yoklayıp elinize birşey batıp batmadığını kontrol edin. Sert birşey varsa botu hemen değiştirin. Sonra da botunuzu iki ayağınıza da giyip bağcıkları bağlayın ve botun ayağınızı sıkmadığından emin olun. Sıkıyorsa hemen değiştirin. Unutmayın ki bu son şansınız ve o botu 21 gün giyeceksiniz. Bağlama konusunu kafaya takmayın. Nasılsa yanlış bağlayacaksınız. Önemli olan botun ayağınızı vurmaması ve çok bol olmaması.

-Giriş Saati: Bu konu gittiğiniz dönem göre değişir kanımca. Ama insanlar genelde Antalya’ya gitmemek için öğleden sonra girme eğilimindeler. Ben saat 10 civarında girdiğimde tek kişilik bile sıra yoktu. Elimi sallaya sallaya girdim içeri. Antalya’ya gönderdiler, evet, ama burada da yazdığım gibi, ben Antalya’dan gayet memnun kaldım. Bizi saat 15 gibi Antalya’ya doğru yola çıkardılar. Biz çıkarken nizamiye önündeki kuyruğun sonu görünmüyordu ve matematiksel olarak o kadar insanın içeri girmiş olması imkansız. Ben güneşin altında beklemeye çok meraklıyım diyorsanız sabah girmeyin ama sonra ilk gün giremezsiniz ya da en iyi ihtimal saatlerce beklersiniz. Geceyi yollarda sürünerek (ki Burudur’un soğuğunda sakın denemeyin öyle birşey) ya da ekstra pahalı salaş bir otelde geçirerek bu faziletli davranışınızın karşılığını alırsınız. Sonuçta oradaki memurlar da insan. Üç bin kişi aynı andan girmeye çalışırsa ve hepsi saat 13’ten sonra gelirse, mesainin de 17 gibi bittiği düşünülürse kalır dört saat. Bu da kişi başına 4.8 saniye zaman bırakır. Evet, tek kişi çalışmıyor. Diyelim ki 20 kişi çalışıyor sizi içeri almak için (ki öyle birşey yok. Bir sürü masadan geçiyorsunuz. Bazısında 20 memur varsa bazısında 2 memur oluyor). Bu da 96 saniye yapar üçbin kişi için. Yani demem odur ki, erken girin. Antalya fobinizi yenin.

-Para: Yanınıza alacağınız paranın miktarı biraz da size ve neler yapmak istediğinize bağlı. Ben asgari nelere para harcamanız gerekebileceğini yazıp bir rakam vermeye çalışayım. Sonuçta içeride para çekme imkanı var. Ayrıca PTT aracılığı ile para transferi mümkün. İçeride masrafınız fazla olmaz. Kantinler dışarıya göre pahalı ama öyle atla deve birşeyler satmadıkları için fazla paranız gitmez. Sigara içmeyen bir insan için masraf olacak şeyler mecburi alınacak eşyalar, çay, soda, meşrubat, yol parası, hafta sonları harcayacağınız para ve girişten önceki masraflarınız. Yemekhaneden yemek yediğinizi düşünürsek, günlük masrafınız taş çatlasa on lira olur. Hafta sonları da abuk subuk işler yapmazsanız gün başına kırk lira harcadınız diyelim. Yuvarlak hesap 350 lira bunları karşılar. Mecburi alınacalar en fazla elli lira tutar (önceden götürülmesi gerekenleri aldığınız farz ediyorum). Yol parası da 100 lira olsa 500 lira size rahatça yetecektir. Otelde felan kalmanızı gerektiren bir durum olursa, onu da göz önünde bulundurmalısınız.

-Evci izni: Yemin töreninden sonra (bu genelde ilk Cuma gününe rastlar) Cuma öğleden sonra ve hafta sonunu kapsayacak şekilde evci çıkmak mümkün. Evci çıkabilmeniz için anne, baba ya da evli kardeşin sizi alması gerek. Kalacağınız bir adres olması gerekiyor ve belirli bir saatten sonra o adreste olmanız gerekiyor. Böyle bir isteğiniz varsa öncden ayarlamaya çalışın. Bir otel bulun ve ailenizin sizi evci çıkarmasını sağlayın.

-Çorap: Giyeceğiniz çorabın uzun ve mevsimlik olması önemli. Uzun çoraplar lastikleri yüzünden ayağınızı sıkacaktır. Özellikle size verecekleri çorap (dizinize kadar geliyor bu çorap) ayağınızı keser. Engellemek için çorabı botun üzerine kıvırın ki kendinizi varis ve bilimum kan dolaşımı probleminden kurtarasınız.

-Su: Genelde soğuk su bulmak zor. Zaten çok soğuk içip iyice hasta olmanın bir anlamı yok. Şişede su satılıyor ama musluktan akan su temiz ve şişe suyundan daha soğuk. Şahsen ben hiç su almadım ama genelde insanlar şişe suyuna çok itibar ediyorlardı. Bu konuda dikkat etmek lazım. O sular güneşte kalabiliyor. Ayrıca şişelerin geri dönüştürüldüğünü sanmıyorum. Karar sizin tabi ki. Sonra ben o suyu içtim de hasta oldum diye gelmeyin bana.

-Fotoğraf: Tugayın içinde dolaşan fotoğrafçılar oluyor. Bir de vesikalık resminizi çektiklerinde 30 liraya sizin poster şeklinde fotoğrafınızı çekmeyi de teklif ediyorlar. Ben çektirmedim, çok memnun kaldım. Resimler zaten montaj, bazıları da çok kötü çıkmıştı. Montajlar amatörceydi felan. Eğitim aralarında silahla felan çektirin. Hem daha karizmatik olur hem de montajla maymuna dönmezsiniz.

-Kantin: Aldığınız şeyin fiyatına bakın. Size bir liste veriyorlar. Aldığınız şey için daha fazla para isteyen kantinci olursa sebebini sorun. Paranızın üstünü isteyin.

-Yaş: Çok geniş bir yaş yelpazesi oluyor genelde ama imkanınız varsa erken yaşta gidin. Süre az olsa da insan yıpranıyor.

-Dönem: Mümkünse bahar aylarında gidin. Temmuz çok sıcak oluyor. Antalya’da en büyük sorun sıcaklık ve nemdi. Geceleri uyumak zor oluyor ve gündüz insan çok bunalıyor.

-Eşyalar: Dolaplar küçük. Zaten kilit felan da olmadığı için çok eşye bırakmayın dolapta. O hafta kullanacağınız eşyaları size ilk gün verecekleri ve dolabınızın üzerinde durması gereken bavulda saklayın. Daha fazla malzemeniz varsa da sivil eşya deposunda saklayın.

-Sağlık: Sağlık probleminiz varsa ilk gün size sorduklarında kesinlikle söyleyin. Orası efelik yapılacak yer değil, yığılır kalırsınız.

-Banyolar: Antalya’da banyo problemi yaşamadık. Azmeden arkadaşlar günde iki defa bile banyo yapabiliyordu. Bu işin kuralı aslında haftada bir gün. Her bölüğün banyo günü var. Ama sabah erken ve akşam geç saatlerde banyolar açık ve su var. Burdur’da bizim kadar rahat olduklarını sanmıyorum. Sonuçta çok fazla insan var ve kuyruklar da ona göre olacaktır. Banyolar genel olarak temiz. Sonuçta kirleten de askerler ve bazı duşlar çalışmıyor. Girmeden önce hem sıcak hem soğuk suyun aktığını kontrol edin.

-Yemekler: Her öğün farklı yemek çıkıyor ve yemekler gayet güzel. Yemekleri beğenmeyen varsa çarpılır, çarpım tablosuna döner. Sabahları verdikleri çay haricinde hem tad, hem de temizlik açısından yemekler kesinlikle başarılı. Sevmediğiniz yemek olunca kantinden pizza felan alabilirsiniz ama genelde yemekhanede yemek yemenizi tavsiye ederim. Antalya’da meyve konusunda hiç sıkıntı olmadı. Her öğün meyve oluyordu. Yemekler normalin üzerinde yağlı. Tansiyon gibi problemleriniz varsa dikkat edin.

-Atışlar: Askerliğiniz süresince silah söküp takma ve atış üzerine eğitimler olacak. Yemin töreninden sonraki haftanın sonuna doğru da atışlar gerçekleşir. Kullanacağınız tüfek gayet çok ses çıkaran ve geri tepen bir alet. Kafanızı gözünüzü yarmamak için size anlatılanları iyi dinleyin. Tüfeği filmlerde gördüğünüz gibi tutup kaşınızı gözünüzü yarmayın. Özellikle silaha hakimiyet dersini dinleyip omuzunuzu nasıl kullanmanız gerektiğini ve nasıl kaynak yapılması gerektiğini öğrenin. Atışlar 25 metreden yapılıyor. Söyleneni yaparsanız vurmamanız çok zor. Karavana atan çok oluyor ama onlar genelde anlatılanları dinlemeyen rambo takımı. Atış yaparken kulak tıkacı takmak faydalı olabilir. Yalnız, komutları duyamayacağınız için problem çıkabilir. Sağ kulağınıza takmak da biraz fayda edebilir. G3 cidden çok ses çıkarıyor. Bir de silah söküp takarken size ne deniliyorsa onu yapın. Mekanizma (ne olduğunu gidince görürsünüz) kilitlenirse ters sokup açmaya çalışmayın. Parmağınızı kaptırırsınız en iyi ihtimal. Az sıkıştıysa ileri doğru çekin. Olmuyorsa komutanınıza götürün. Kafanıza göre iş yapmayın ki kafanız yarılmasın.